Günlük Burç Yorumları ve Analizleri

DR. ŞENAY YANGEL Kimdir?
  İletişim : +90 212 583 32 75

Kozmik ve Beşeri Devinimler

“Gelip gittiğimiz bu daire, öyle bir daire ki,
ne önü belirmede, ne sonu görünmede.
Nereden geldik, nereye gidiyoruz?
Bu hususa dair hiç kimsede
doğru düzen bir söz söylemedi gitti!”
Rubailer, Hayyam

Hazırlayan Kemal Menemencioğlu

Siklüs sözcüğü eski Grekçe’de “Kiklüs”den türemiştir ve bir devinim, devre, döngü anlamına gelir. Siklüsler gerek zaman, gerekse de mekan ölçümlerinde kullanılır ve siklüslerde zaman ve mekan birleşmektedir. Örneğin bir yörünge belirli bir zaman içerisinde gerçekleşir ve daire çizerek belirli bir mekanı işgal eder. Bir derece ve orantı da yaratır, dolayısıyla izafiyetle ilgisi vardır. Kozmik siklüslerle ilgili doktrinler kadim uygarlıklarda oldukça yaygındır. Bu tradisyonlarda bazen o kadar muazzam sayıların oynadıkları görülür ki, şaşmamak elde değildir. Ancak incelendiği zaman, çok ilginç bazı noktalar ve ortak paydalar ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, mekan ve zamanın hesaplanmasında kullanılan ölçüm birimlerinin garip bir şekilde son bilimsel bulgularda elde edilen değerlere uyum sağladığı görülmektedir.

M.Ö. 3200 yılları civarında, Mezopotamya’da iki ayrı sayı sisteminin geliştiğini görüyoruz. Bunlardan birisi günümüzde kullanılan ondalık sistemidir ve diğeri 60 rakamına dayanan seksajismal sistemidir. Sümerler’in “sos” dedikleri bu 60’lık birim bütün zaman ve mekan hesaplarında kullanılmaktaydı ve onları bir uyum içersinde birbirine bağlıyordu. Bu yüzden, bir daire 360 (6 x 60) dereceye bölünüyordu. Takvim 360 gün olarak gösteriliyordu (örneğin eski Mısır’da her yıl 5 kutsal bayramı kutlanıyordu ve bunlar yılın diğer 360 gününden ayrı tutuluyordu), gün 24 saate bölünüyordu ve her saat 60 dakika ve her dakika 60 saniyeye bölünüyordu. Aynı şeklide mekan, mesafe ölçen birimlerinin de seksajismal oluşu ilginçtir ve evren konusunda derin bir bilgi saklamaktadır. Bütün bu ölçü birimleri kadimlerden bize miras kalmıştır.

Önemli bir seksajismal sayı da ekinoksların gerilemesinden ortaya çıkan burç çağlarının yıl süresidir. Platonik yıl da denilen bu sayı 2160’dır (6 x 360) (veya 6 x 6 x 6 x 10). Grek filozofu, Heraklitus (M.Ö. 535-475), her 10,800 yılda dünyanın bir tufan geçirdiğini iddia etmişti, bu sayıya nasıl ulaştığı meçhuldür, ancak 10,800 sayısı da burç çağlarına da bölünebilir (5 x 2160). M.Ö. 280 yılında kayıp Mezopotamya tarihini dile getiren Berossos, tufan öncesi dönemde 10 kral peş peşe hükmettiğini ve sürenin tam 432,000 yıl sürüp, kralların toplam ömür sürelerine eşit olduğunu yazmıştı. İnsan ömrü ile ilgisi olmadığından, akademisyenler tarafından uzun süredir saklı anlamalar aranan bu sayı da seksajismaldir ve burç çağlarına bölünebilir (200 x 2160) (40 x 10,800).

Nordik İslanda epik destanı “Edda”, tanrı Odin’in gökyüzündeki kahramanlar salonu Valhalla’da 540 kapı bulunduğunu ve her kapıda 800 savaşçı savaşa çıktığını yazar (540 x 800 = 432,000).

60 sayısının bir devre oluşturması kadim uygarlıklarda oldukça yaygındır. 60 yıllık devre, 12 yıl oluşturan Jupiter’in ve 30 yıl oluşturan Satürn’ün yörüngelerinin senkronize oldukları devir oluşu, Grekler ve Hindular tarafından önemsenerek, ona kozmik ve ezoterik bir anlam verilirdi. Afrika’nın Mali devletindeki Dogonlar her altmış yılda Sigui ayinlerini yaparlar. Çinliler de astrolojik hesaplarında 60 yıllık devreler kullanırlar, bu devreler 12 burç yılının beş elemanla çarpılarak meydan gelirler.

“Bil ki, bu Evren bütünüyle bireysel bir varlıktan başka bir şey değildir, başka bir deyişle, en dıştaki semavi küre, bütün içerdikleri ile birlikte, tek bir varlık olduğu hiç şüphe götürmez…”

Aklı Karışıklara Rehber, Moses Maimonides (1135-1204)

Yugalar

Yugalar, kadim Hint kutsal kitaplarında söz edilen oldukça uzun siklüslerdir. Aşağıda bu siklüslerle ilgili Hint destanı Mahabarata’dan bir bölüm verilmektedir:

“O zamanlar evren şimdiki gibi değildi… Krita Yuga’da her şeyin farklı olduğu bir durum vardı, ve Treta Yuga’da ondan farklı bir durum vardı. Dvapara Yuga ile büyük değişiklikler oldu. Şimdiki Yuga’da ise, her şey küçülmüştür… İlahlar, evliyalar ve her şey değişmiştir.

“Krita Yuga (Kamil Çağ), adını o devirde tek bir din oluşuna borçlu. O devirde bütün insanlar kamildi, onun için dini ayin ve ibadetler yapmaları gerekmiyordu. Kutsallık o devirde hiç azalmadı ve insanlar hiç düşmediler. Krita Yuga’da ilahlar yoktu, ifritler, Yakşalar, Rakşalar ve Nagalar yoktu. İnsanlar ne aldılar, ne sattılar, zengin ve fakir yoktu, işçiliğe gerek yoktu, çünkü insanlar bütün isteklerini irade gücü ile sağlıyordu. En önemli fazilet dünyevi arzuları terk etmekti. Krita Yuga’da hastalık yoktu, yaşlanmak yoktu, kin yoktu, ne de kibir veya herhangi bir kötü düşünce, keder ve korku yoktu. Bütün insanlar en yüksek ululuğa erişebiliyorlardı. Evrensel ruh Narayana’dı, o beyazdı. O herkesin sığınağıydı ve herkes onu aramaktaydı. Kamil Çağ baştan sonuna dek insan benliğinin evrensel ruhla bağdaştırmasını içerirdi.

“Treta Yuga’da adaklar başladı ve dünya ruhu kırmızıya boyandı. Fazilet bir çeyrek azaldı. İnsan gerçekleri aradı ve dini törenler uyguladılar. İstediklerini vererek ve çalışarak elde ettiler.

“Dvapara Yuga’da dünya ruhu sarıydı. Din yarıya indi. Veda (bilindiği kadar Hindu kutsal kitaplarının en eskileri) Krita Yuga’da tek bir kitaptı, ama bu çağda dörde bölündü. Birçok kişinin bu dört Vedalar üzerinde bilgi sahibiyken, bazıları sadece üç, veya birini bilmekteydi. Zihin gücü düştü, Hakikat eridi ve arzular, felaketler ve hastalıklar geldi. Bunlardan dolayı insanların cezalardan geçmeleri gerekti. Günahların yaygınlığından dolayı bir çökme çağıydı.

“Kali Yuga’da (şimdiki zaman) dünya ruhu siyah oldu. Bu demir çağıdır. Sadece çeyrek fazilet kalmamıştır. Dünya kedere boğuldu, insanlar şerre dönmüşler, hastalıklar gelmiştir, bütün yaratıklar soysuzlaştılar, kutsal ayinler ters sonuç vermekte, her şey değişimlere girmekte ve birçok Yugaları yaşayanlar dahi [reinkarnasyon yolu ile] değişime tabi olmaktadır.” (1)

Bu efsanelerde çağlar çeşitli renklere bölünmekteydi (sırasıyla beyaz, kırmızı, sarı ve siyah). Bu da beyaz, Kızılderili, sarı ve zenci ırklarının türeyişi ile ilgili bir doktrin sakladığını göstermektedir. Benzer çağ evrelerini içeren efsaneler de diğer Hint-Avrupa kökenli topluluklarda bulunmaktadır. Grek mitosları dile getirenlerden en eskisi Hesiodos çağları şöyle sıraladı: Altın Çağı (sarı), Gümüş Çağı (beyaz), Tunç Çağı (kırmızı ve Demir Çağı (siyah).

Yaklaşık 20 ciltlik Mahabharata’nın küçük fakat önemli bir bölümü içeren “Bhagavada Gita”, kozmik siklüsler hakkında şöyle yazar: “Madde alemindeki en yüksek gezegenden en alçağına dek, hepsi sürekli doğum ve ölümlerin bulunduğu ıstırap mekanlarıdır. Ama benim mekanıma ulaşan için, tekrar doğmak yoktur, ey Kunti’nin oğlu, beşeri hesaplara göre bin çağ, Brahma’nın [Tanrı] tek bir gününüdür. Ve bu aynı zamanda bir gecesine de eşittir. Brahma gününde bütün canlı varlıklar meydana gelir ve gecesi düştüğünde her şey yok olur. Tekrar ve tekrar gün gelir ve varlıklar topluluğu harekete geçer. Ve tekrar ve tekrar gece düşer ve topluluk yok olur, ey Partha. Sonsuz başka bir mekan vardır. Orası, bu tezahür eden ve tezahür etmeyen madde mekanından üstündür. Orası yücedir ve hiç bir zaman yok olmaz. Bu dünyada her şey yok olunca, orası olduğu gibi kalır. O yüce hal, tezahür etmemiş ve kusursuz denilir. Biri oraya girdi mi, dönmez. Orası Benim yüce mekanımdır… Gökyüzünde nasıl rüzgar her yerde eserse, bütün kozmik tezahürat benim içimdedir. Ey Kunti’nin oğlu, bin çağın sonunda bütün maddi evren Benim bünyeme döner ve diğer bir bin çağlık döneminin başında, Ben kendi gücümle yeniden yaratırım (2).”

Hintliler kadim kozmik siklüslerini şöyle hesaplarlardı: Bhagavad Gita’da söz edilen 1000 çağlık dönümü Brahma’nın bir gününe eşittir. O halde, bir gün ve bir geceden oluşan dönem 2000 çağı içerir. Bu çağlardan her biri dört Yuga’yı içerir. Yugalar adlarını, Hindu üst sınıfını (kast) oluşturan Brahminlerin oynadığı bir oyunun zar yüzlerinden alır. Brinci Yuga, Krita zarın dört noktalı tarafını, ikinci Yuga Treta (Latince’de tres, Grekçe’de treis, Sanskritçe’de traya, üç anlamına gelir) zarın üç noktalı tarafını, üçüncü Yuga, Dvapara (Latince ve Grekçe’de Duo, Sanskritçe’de Dva, iki anlamına gelir) zarın iki noktalı tarafını ve dördüncü Kali Yuga da zarın tek noktalı tarafından adlarını alırlar. Ayrıca her Yuga’nın başında ve sonunda Sandhya ve Sandyansa denilen geçiş dönemleri vardır(3). Aşağıda Yugaların kutsal yıllara göre değerleri verilmiştir:

YUGALAR

MAHAYUGA (4 Yuganın kutsal yıl toplamı)

12.000.000

12.000.000

4,320,000

Dört Yuga’nın toplam süresi 12,000 “kutsal yıl”a eşit olup Mahayuga denilen bir süre/siklüs oluştururlar. Her “kutsal yıl” bildiğimiz yıllardan 360’ını oluşturur. Dolayısıyla bir Mahayuga 4,320,000 yıla eşittir ve Yugaların yıllara göre hesapları şöyledir:

Krita Yuga 4,800 x 360 = 1,728,000 yıl

Treta Yuga 3,600 x 360 = 1,296,000 yıl

Dvapara Yuga 2,400 x 360 = 864,000 yıl

Kali Yuga 1,200 x 360 = 432,000 yıl

Mahayuga Toplam 4,320,000 yıl

Eğer Berossos’un verdiği sayı günümüz değerlerine göre muazzam ise, Mahayuga’nın süresi bundan tam on misli daha büyüktür. Üstelik Mahayuga, daha büyük siklüsler içersinde bir birim oluşturmakta. Yine’de akademik çevreleri bu sayılardan çeşitli sonuçlara varmışlardır. 1822 yılında Mackay adında bir astronom Yugalar üzerinde uzun bir araştırma yaptı. Onların ilginç yanı 25,920 yıllık gök kubbe veya kutup dönüşü ile orantılı oluşudur. Bu gösteriyor ki Hindu astronomlar, yıllar önce ileri seviyede bilimsel verilere sahipti.

Hint hesaplarına göre biz şu anda Kali Yuga’da bulunmaktayız, bu nispeten karanlık çağı M.Ö. 3101 yılında başlamış. Bir Brahma günü veya Kalpa 2,000 Mahayuga’ya eşit olduğuna göre. Bir Kalpa 8,640,000,000 yıla eşittir. Bir “kutsal yıl” ise 3,110,400,000,000 yıla eşittir. Bir Brahma ömrü ise 100 “kutsal yıla” eşit olup 311,040,000,000,000 yıla eşittir. Bu süre dolunca, Mahapralaya denilen 100 Brahma yılına eşit bir uyku devri başlamaktadır. Bu devir bitince yine bir Mahavantara veya Mahakalpa başlamaktadır. Başka bir deyişle, modern bilimin de kabul ettiği gibi evrende Büyük Patlama ve Büyük Çekilişler ardarda gelmektedir.

Her Kalpa’da 14 Manu hükmediyormuş ve her Manu’nun 71 Mahayugalık 306,720,000 yıllık bir devri varmış. 14 Manu’nun hükmü 994 Mahayuga’dan oluşmuş 4,294,080,000 yılmış. 6 Mahayuga’dan oluşmuş devrelere de Sandhis denilmektedir (4). Bu süre 25,920 yıla eşittir. Bu da kutupların 25,920 yılda tamamladıkları devinmeye eşittir. Yukarıdaki sayıları ele alsak 311,040,000,000,000 = 25,920 x 12,000,000,000.

“Mecazi olarak değil, gerçekten biz kuklalarız, felek de kuklacı.
Varlık sahnesinde oynayıp durduk, sonra birer birer yine yokluk sandığına girip gizlendik!”
Ömer Hayyam (5)

Tufan ve Kıyamet

Kadim çağlarda periyodik olarak gelip giden tufanlar, felaketler ile dünya devre sonu üzerinde görüşler oldukça yaygındır. Nordik Kuzey efsanelerde evrensel kıyamet Ragnarök olarak bilinirdi. Heraklitus, Empedokles, Platon, Aristoteles düzenli aralıklarla biri sudan, biri de ateşten felaketlerin peş peşe geldiklerini inanıyorlardı. Platon dünyayı suya boğan ve Atlantis’in batışı ile sonuçlanan tufandan önce “ışıldayan” anlamına gelen Phaeton (6) gök cismin düşmesiyle oluşan ateş felaketi, ekpyrosis’i eserlerinde anlatıyordu. Aristoleles, “Protreptikus” adındaki kayıp eserinde (7) büyük seneyi oluşturan Magnus Annus’un (25,920 yıl) yaz ve kış noktalarında (solstis) felaketlerin oluştuğunu yazmıştı. Latince’de diluvium denilen bir su felaketinden sonra bir ateş felaketi gelirdir (konflagratiyo). Hint görüşünde, bu nispeten küçük felaket devreleri dışında, bir de dünyanın, güneş sistemin ve evrenin oluş ve yok oluşunu belirleyen daha büyük devinimler de olmaktadır. En sonunda dünyanın yok olması ile sonuçlanan kıyamet günü, Hint edebiyatında Samvartaka olarak adlandırılmaktadır. Hint kozmolojisine paralel olarak, Zerdüst’ün kurduğu Mecusilik’te Zervan Akarana sonsuz zaman anlamına gelir ve bunun bir Mahayuga’ya eşit olduğu söylenir (3).

Mezopotamya efsanelerine döndüğümüzde, Babil rahibi Berossos’un yazdığı tarihi kitabına göre halka ilk medeniyeti öğreten Oannes adında yarı balık yarı insan bir varlıktı (sembolik olarak balık burcu veya su elemanı?) ve ondan sonra 259,200 yıllık (29,200 x 10) bir devre geçti (8) ve bundan sonra 10 kralın hükmettiği 432,000 bir devir başlayarak tufanla sona ermişti. Bu on kralın hükümleri Tevrat’ta söz edilen, ilki Adem olan ve sonuncusu Nuh olan tufan öncesi on patriyark (kabile önderleri) ile ortak bir efsane ürünleri oldukları düşünülmektedir. Tevrat’ta bu önderlerin ömürleri için oldukça uzun süreler verilmektedir. Örneğin, önderler arasında ömrü en uzun olan Metuşelah’ın ömrü 969 yıl olarak verilmektedir. Aşağıdaki cetvelde Tevrat’a dayanarak her bir önderin bir sonraki öndere doğum verdiği yıl aralıkları verilmiştir. Bu şekilde Tevrat’taki verilere dayanarak tufan öncesi devrin 1656 yıl sürdüğü kanısı ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar bu süreler Berossos’un verdiği sürelere göre çok daha kısa ise, yine de bu verilerin insan ömrüne göre çok uzun olmaları bazı araştırmacıların bu verileri çeşitli usullerle küçültmelerine sevk etmiştir. Örneğin, bu yılların aslında aylar olduğu ortaya atanlar olmuştur. Ancak, Tevrat’ta bunlar açıkça yıl olarak verilmiştir ve zamanla, özellikle tufandan sonra insan ömrü kısaldığı belirtilmiştir. Örneğin Hz. İbrahim’in ömrü 175 yıl, Hz. Musa’nın ömrü 120 yıl olarak verilmiştir.

BEROSSOS

BEROSSOS

Assurulolog Julius Oppert’in (1825-1906) yaptığı hesaba göre (8), bu iki farklı cetveller birbirine orantılıdır. Sümerlerin Takvimleri 72 tane beş günlük hafta içermektedir (72 x 5 = 360). 72 x 360 ise, 25,920’e eşittir. 432,000 ise, 6000 x 72’e eşittir. Tevrat’ta tufan öncesi dönem için verilen 1,656 yıllık süre ise 72 x 23’e eşittir. Unutmamak gerekir ki, 72 yıl ekinoksların bir derece gerilemesinin (devinme) ve ayrıca kadimlere göre insan ömrünün normal süresidir. O halde 72 sayısı bu iki cetvelin ortak paydasıdır ve aralarındaki nihai orantı 6000’e 23’dür. İbrani takvimde bir yıl 365 güne eşittir ve 23 yıl artı 5 yıllık ekli yıl (sene-i kebise) 8400 güne ve 1200 haftaya (7 günlük) eşittir. O halde, 1656 yılda 86,400 hafta vardır (1200 x 72). Oysa Babil hesaplarına göre bir yıl 72 adet beş günlük haftaya eşittir ve her Babil yılı bir gün olarak ele aldığımızda, 432,000 günü beş ile bölerek 86,400 sayısını elde ederiz (9).

“Ya Rab, Sen bize mesken idin bütün devrelerde.
Dağlar doğmadan önce.
Ve Sen yeri ve dünyayı yaratmadan önce,
Ezelden ebede dek sen Allahsın.
İnsanı toprağa döndürürsün,
Ve: Ey Ademöğulları, dönün dersin.
Çünkü senin gözünde bin yıl
Geçen dünkü gün ve bir gece nöbeti gibidir.”
Mezmurlar, 90:1-4, Hz. Davut,Kitabı Mukaddes

“Fakat ey sevgililer, şu bir şeyi unutmayın ki Rab’ın indinde bir gün bin yıl ve bin yıl bir gün gibidir.”

II Petrus, 3:8 (İncil) Kitabı Mukaddes

“… Rabbin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.”

Kuran-ı Kerim 22/47

“Bir Brahma Günü’nün bin yıl/çağ sürdüğünü ve Gecesi’nin de bin yıl/çağ sürdüğünü bilenler – gerçekten bir günün ve bir gecenin anlamını bilmektedirler.”

Krişna, Bhagavad Gita

Seksajismal Siklüsler

Bilindiği gibi, Sümerler matematik hesaplarını 60 sayısının birimlerine göre yaparlardı. Buna da seksajesimal sistemi denilir. Kullandıkları birimlerde şöyledir:

Sos 60

Saros 120 (2 x 60)

Nar 600 (10 x 60)

Sar 3,600 (60 x 60)

Büyük Sar 216,000 (60 x 60 x 60)

Kullandıkları seksajismal sistemin kalıntıları halen günümüzde saati ve dakikayı 60 saniyeye ve bir daireyi 360 dereceye ve her dereceyi 60 saniyeye bölüşü ile gösterilmektedir. O halde, eski Sümerler 60 rakamı hem bir zaman, hem de bir mekan birimi olarak kullanmışlardır. Aynı eski Mısırlılar gibi eski Sümerler de bir yılı 360 gün olarak hesapladıklarına göre (küsurat sonradan eklenirdi). Zaman ölçüm birimlerinin dökümünü veren tablo aşağıda gösterilmiştir:

BİRİM

Yukarıdaki sayıları incelersek, söz konusu bütün kadim Hint, Mezopotamya vs siklüs devreleri ile 25,920 yıllık Magnus Annus’un ortak paydalarının tekrarlandığını görürüz. Aşağıdaki tabloda daha büyük zaman birimlerini ele alarak, 25,920 yılda tamamlanan devinme olayını 360 derecelik dönüşüne göre hesaplıyoruz ve ortalama insan ömrü, kadim inançlarına uygun olarak 72 yıl olarak (bir derecelik devinme hareketine eşit) verilmektedir:

BİRİM2

60 yıllık devreler, gerek Hint, gerekse Çin astrolojisinde mevcuttur. Bu devrelerde yıllar belirli burçlara tekabül edip, 12 burçtan oluşan bir devre 5 ile çarpılır ve bu şekilde 60 yıllık bir dönem elde edilir. Çin astrolojisinde bu burçlar Çin tradisyonunda yer alan 5 elementle çarpılır. Bunlar sırasıyla ateş, ahşap, su, metal ve topraktır (10). Hint tradisyonunda aynı şekilde bir yıla tekabül eden 12 burç, 5 unsur ile çarpılır. Bunlar sırasıyle Samvatsara, Parivatara, Idvatsara, Anavatsara ve Urdavatsara’dır. O halde, gerek Hint, gerekse de Çin astrolojisinde 12 burcun ve beş unsurun birleşimi ile 60 farklı tesir meydan gelir. O halde, örneğin Çin astrolojisinde ateş-at yılı ile metal-at yıllarında burçlarının aynı olmasına rağmen, farklı eleman birleşiminden dolayı farklı addedilirler. Her iki sistemde de 12 yıllık devrelerin Jupiter gezegeninin 12 yıllık yörüngesi ile bir bağ kurulur. Ayrıca Romalıların da 5 yılın (lustrum) 12 ile çarpıldığı 60 yıllık devreleri vardı.

Bir dairenin dereceleri olarak kullanılan 360 sayısı ve dolayısıyla 2160, 25920 vs. gibi sayılarının matematik özelliklerinden biride birçok ortak paydası olması, örneğin:

360 = 2 x 180; 3 x 120; 4 x 90; 5 x 72; 6 x 60; 8 x 45; 9 x 40; 10 x 36; 12 x 30; 15 x 24; 18 x 20; 20 x 18; 24 x 15; 30 x 12; 36 x 10; 40 x 9; 45 x 8; 60 x 6, 72 x 5; 90 x 4; 120 x 3; 180 x 2

“Göklerin hükümranlığı O’nundur, diriltir, öldürür. O, her şeye Kadir’dir. O her şeyden öncedir, kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı sondur, gerçek mahiyeti insan için saklıdır, o her şeyi bilir.

“Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür… Bütün işler Allah’a döndürülür. Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar, O kalplerde olanı bilendir.”

Kuran’ı Kerim 57/2-6

Seksajismal Astro-Geometri

Bu garip başlıklı konuya girmeden önce; hatırlatalım ki geometri sözcüğünün kökü yeri ölçmekten gelir. Geo (coğrafya, jeoloji, jeofizik) arz veya yer anlamına gelir. Me (metre, metrik, metroloji) de bir ölçü birimi olarak ay anlamına gelir. Astro da tabi yıldız anlamına gelir. Daha önce ki bölümde, 60 birimin zaman siklüslerinde ölçümünü elde ettik. Bu bölümde 60 birimin veya seksajismal hesabının mekan ölçümlerinde gösterdiği olağanüstü sonuçlarını inceleyeceğiz. Bu orantıları ilk keşfettiğimizde ve başkalarının eserlerinde onları pekiştiren benzeri orantılar gördüğümüzde, onların tamamen rastlantı eseri olmaları gerektiğini düşündük. Ancak sayılar konuşuyor ve evrende her şeyin mükemmel bir ahenk ve düzen içerisinde cereyan ettiklerini açıklıyor. Tekrar ve tekrar böyle bir düzeni kanıtlayacak orantıları buldukça, bunların tesadüf eseri olmayabilecekleri kanısına vardık. Bunu da herhangi bir ansiklopedi veya standart bir referans kitabına danışan herkes rahatça görebilir. Aslında, aşağıdaki orantıların bir çoğunu bilim adamları da bilmektedir. Ancak çeşitli kaynaklarda belirlenen bu “ilginç rastlantılar” bir araya getirildiğinde gerçek tablo ortaya çıkmaktadır.

Biz nasıl mükemmel bir düşünce ürünü olan zaman birimlerini düşünmeden kullanıyoruz, kadim çağlardan bize intikal eden mekan ölçüm birimlerinde de hayrete şayan orantılar ortaya çıkmaktadır. Bunların yegane açıklamaları onların yüksek seviyede bilimsel verilere varmış kayıp uygarlıkların kalıntıları olmaları, ya da kadimlerin evrendeki ahenk ve düzen ile sezgisel bir bağları olmaları, ya da daha ileri seviyede uygarlıkların ziyaret edip insanlara bunları öğreti olarak bırakmalarıdır.

Günümüzde kullanılan metrik sistemi yeni bir sistemdir ve 1790’lı yıllarında Fransız ihtilal komitesi tarafından geliştirilmişti. Metrenin ana ölçeği, Paris’te Sevre Müzesi’nin ölçüler dairesinde korunan platin bir çubuk üzerinde işaretli iki noktanın arasındaki uzunluktur. Yaklaşık olarak dünyayı tamamen çevreleyen bir boylamın kırk milyonda biridir. Bu nispetten yeni ölçü birimi hemen hemen bütün dünya ulusları tarafından kabul edilmiştir. Kadim ölçü birimleri ayak, parmak gibi insan bedeninden alınmış ve league gibi kaynakları bilinmeyen daha büyük ölçülerden oluşmuştur. İngiltere ve diğer Atlantik sahil ülkelerde kadim bir uygarlığın kalıntıları bulunur. Son Karbon 14 saptamalarda bu yapıların tarihçiler tarafından saptanan en eski olanlar arasında yer aldıklarını ortaya çıkarmıştır. Bu saptamada ağaç halkalarının desteği ile yapılmıştır ve bu dev monolit yapıtların tarihi M.Ö. 3000’den öncelere uzandığı saptanmıştır (11).

Batı Avrupa’daki eski uygarlık kalıntıları hep batıya adeta Atlantik kıyısına bitişiktir ve Atlantis efsanesini çağrıştırmaktadır. Bu bölgelerde Bask, Berber, Tuareg halklarının yoğun olduğu bölgelerdir. Bu bölgelerde mevcut kalıntılar, Amerika kıtasında bulunan çok eski (M.Ö.) birçok kalıntılara yakın bir benzerlik arz eder. Ayrıca her iki tarafta kadim yer isimlerinde de birçok benzerlikler vardır.

Atlantik kıyısındaki bu bölgelerin eski yerlilerine genelde İberler denilir ve bazı etnologlara göre dilleri Amerikada Mayalara, Kafkasyalılara ve Türklere (12) benzerlik gösteriyordu. Hatta Briton (İngiltere), Breton (Fransa) ve Berber (Kuzey Afrika) adlarının İber’den türediği konusunda görüşler vardır. Romalılar da imparatorlukların Kafkasya sömürgesine “İberya” derlerdi. Bu bölgelerin en eski grupları olan İberlerden sonra doğudan gelen Keltler istila etmişlerdir ve özellikle İngiltere ve Fransa’da yerleşmişlerdir. Keltlerinde Kafkasya kökenli oldukları ve İberlere akrabalıkları olduğu düşünülmektedir. Daha da sonra İngiltere’ye istila eden Anglo-Saksonların da Germanik kökenli bir kavim oldukları bilinmektedir. Keltlerin torunları arasında İrlandalılar, İskoçyalılar, Galliler, Kornvallılar, Bretonlar vs. bulunmaktadır.

Anglo-Saksonlar İngiltere’ye girdiklerinde kadim bir bilgiyi koruyan Druidlere ve Stonhenj gibi daha o zamanlarda binlerce yıl geçmişi olan yapıtlara rastladılar. Stonhenj’in bir nevi rasathane ve bir bilgisayar kadar ince hesapları olan kadim bir taş takvimi olduğu Boston Üniversitesi profesörü Gerlad S. Hawkins tarafından kanıtlanmıştır (13). Ayrıca tarihi kayıtlara göre Pythagoras Druidlere ziyaret ederek bilgi almıştır. Druidler reenkarkasyon doktrinine inanıyorlardı. Diodoros, Strabo, Lucian, Timagenes gibi klasik yazarlar Druidlerin bilgeliği konusunda övgü ile söz etmişlerdir (14). Aşağıda verdiğimiz İngiliz ölçü birimleri büyük olasılıkla çok kadim çağlara, belki de Atlantis’e dek uzanmaktadır (15):

birim5

Aslında bu bu eski ölçü birimleri arasında 1609 metreye eşit olan mil en yenisidir ve Romalılar tarafından askerlerin attığı 1000 büyük adıma ve 5000 fite eşit olarak hesaplanmıştı. Ancak, 16. asırda daha eski ölçü birimlere uymasına sağlamak üzere, Kraliçe Bess tarafından 5280 fit’e değiştirilmiştir. Dolayısıyla, günümüzde kullanılan mil de diğer kadim birimlere tamamen orantılıdır. Aşağıdaki veriler söz konusu kadim ölçü birimlerinin kozmik orantılar ile garip bir uyum içerisinde olduklarını gözükmektedir. Her ne kadar inanılmaz olsalar da bu sayılar tam olarak doğrudur ve her isteyen onları herhangi bir referans kitabından kontrol edebilir:

Dünyanın çapı: 7920 mil (22 x 360) (12 x 660), Bir league = 7920 fit, bir furlong = 7920 inç.

Ayın çapı : 2160 mil (6 x 360). Bu sayı, 2160 yıllık bir büyük ay veya astrolojik çağa eşittir.

Güneşin çapı : 864,000 mil (2400 x 360) (12 x 12 x 6000) (400 x 2160). Dolayısıyla güneşin çapı ayın çapından tam 400 kez daha büyüktür.

Dünyanın çevresi : 24,883.2 mil (12 x 12 x 12 x 12 x 1.2) (16).

Dünyanın aya 237,600 mil (360 x 660) (30 x 7920). Dünyanın ortalama mesafesi: çapı çarpı 30.

Dünya kütlesinin ay kütlesine oranı : 81 kez (3 x 3 x 3 x 3).

Dünyanın güneş etrafında dönüş hızı : 66,600 mil/saat (185 x 360).

Güneş kütlesinin dünya kütlesine oranı: 333,000 kez (925 x 360).

Işık hızı yaklaşık 300,000 kilometre saniye (299,792.4562 km/sn) ve 186,282.3959 mil saatte hareket eder. Dünyanın güneşe mesafesi 150,000,000 km ve 93,000,000 mil olduğuna göre, ışığın güneşten dünyaya ulaşması 500 saniye sürer. Tabii ki, dünyanın yörüngesi eliptik olduğu için bu sayıda artı ve eksi oynamalar zaman zaman olur, ancak bilimsel açıdan tam bir ortalama olarak kabul edilmektedir.

Dünyanın güneş etrafındaki dönme hızı tam 18.5 mil olduğuna göre ışık hızı ondan 10,000 kez hızlıdır (yüzde birin altında fark payı ile).

İssac Asimov’a göre: “İlginçtir ki, ışık hızı ekvator’da (eşlek) dünyanın dönme hızından hemen hemen 648,000 kez hızlıdır. Bu sadece bir tesadüftür, çünkü dünyanın herhangi bir hızda dönmesi mümkündür ve geçmişte oldukça daha hızlı ve gelecekte daha yavaş dönecektir. Dünyanın bir kez dönmesi bir gündür ve bizim zaman birimlerimizi eşit parçalara böler. Babilliler ve onlardan önce gelenlerin sayesinde biz günü 24’lü ve 60’lı birimlere bölmekteyiz ve tesadüfen 648,000, 24 ve 60’a bölünmektedir. Bu iki tesadüften dolayı ışık hızı ile dünyanın ekvatoru etrafında dönen bir cisim dakikada 450 ve saniyede 7.5 tur atar. Üçüncü bir tesadüf de Fransız komisyonu metrik sistemi dünyanın bir boylam dairesine göre ölçmesi ekvator çemberinin yaklaşık 40,000,000 metre uzunlukta yapmaktadır. Bunu da 7.5 ile çarparsak ışık hızı olan 300,000,000 metre saniyeyi elde ederiz” (17).Aslında Isaac Asimov’un unuttuğu dördüncü bir tesadüf vardır: 648,000 = 300 x 2160.

Işık hızını 300,000 km saniye olarak kabul edersek, ki bu hemen hemen hemen doğrudur, o takdirde bir saatteki ışık hızı 3,600 kez büyüktür ve bir gün ışık hızı bir saat ışık hızından 24 kez büyük olup değeri 25,920 milyon olur (Büyük Yıl çarpı bir milyon). Ayrıca ışık hızı yüzde iki farkla 6 çarpı onun on ikinci gücü miline eşittir.

Makrokozmos ve mikrokozmos arasında bir orantı oluşu, insan bedeni ve evrenin mimarisi arasında bir bağ oluşu kadim bir temadır. İnçte insan parmağa ve fit’te ayağına göre hesaplanmıştır. Eski Sümer ve Mısır ölçü birimleri de eski İngiliz ölçü birimlerine eşit veya orantılıdır. Mısır kubit’i 18 inçtir. 2 Mısır kubit’I bir yarda eşittir. Kubit Latince’de “kubitus” kaynaklanır ve dirsekten parmak uçlarına dek uzunluk ölçüsüdür. Bir Mısır kubiti olduğu gibi, bir Sümer ve bir İbrani kubiti vardır. Daha ufak birim olarak el veya avuç ölçüsü vardır ve bunlara ayrı olarak parmak ölçü birimlerine bölünür. Bir Sümer fit (ayak) 13.2 inçtir veya 1.1 İngiliz fitine eşittir. O halde, 600 fitten oluşan Sümer stadion birimi 660 İngiliz fitine eşittir. Bu da bir furlong’a eşittir.

“Bü günkü yaşamımız dünkü düşüncelerimizin, yarınki yaşamımız da bugünkü düşüncelerimizin ürünüdür. Yaşam aklın eseridir.

“Aynen araba tekerleklerinin atları izlemesi gibi, saf olmayan bir akılla konuşan ve davranan kişiyi de acı izler.”

Buddha

İnsan ve Siklüsler

Hermetik Yasalar çerçevesinde bulunan “Siklüsler Yasasına” göre hem zaman, hem de mekan içeriğinde her şey dairesel hareket eder. Bir de “İç İçe Evrenler Yasası” vardır ve atomdan kozmosa dek birbirinden kademe kademe büyük, birbirini içeren evrenler, organizmalar ve birimlerin birbirleri ile içli dışlı oluşunu, bağlantılı oluşunu açıklar. Sistemler büyüdükçe siklüsleri büyür, sistemler küçüldükçe de küçülürler. Ancak hep aralarında bir orantı vardır. Birinin küçük birimi, diğerinin büyük birimidir. Bu açıdan zaman ve mekan izafi ve nispidir.

Hint matematikçiler bu konuda bazı şaşırtıcı verilere ulaşmışlardır. Mookerjee’e göre: “Hint matematikçiler çok eski devrilerden beri, milyarlara varan sayılarla hesap görmüşlerdir. Sonsuzluğu dahi bir birim olarak düşünmüşlerdir. Hint astronomların söz ettikleri en ufak zaman birimi Truti’dir ve 1/33750 saniyeye eşittir. Atom ebatta bir cismin üzerinden güneşin geçiş süresi “Siddhanta-Stromani” adında bir Hint astonomi kitabında 17.486.000.000 paramanus olarak verilmiştir. Molekül anlamına gelebileceği paramanus’un (para = üst, anu = atom) boyuttu genelde 1/1.00.000 ile 1/349.525 inç arası olarak hesaplandı… Bir gün 86.400 saniye içerirdi ve ayrıca 46.656.000.000 ana bölünürdür. Bu sayıya da şöyle varılır: Bir eşit 60 Ghatika (veya 60’lık birimleri içeren 24 saat), bir Ghatika da 60 Vig-Ghaitika’ya eşittir, bir Vig-Ghaitika da 60 Lipta’ya eşittir ve bir lita 60 Vilipta’ya eşittir, bir Vilipta 60 Para’ya eşittir ve bir Pata 60 Tatpara’ya eşittir. O halde bir gün 46.656.000.000 Tappara veya ana eşittir (18).”

Hinduların, Kozmik evredeki siklüslere verdikleri değerleri, Yuga hesapları, Brahma günleri vs. mecazi mı, yoksa gerçek olarak mı kabul ettiklerini saptamak zordur. Ancak, bir Brahma günü, bir Brahma yılı ve bir Brahma ömrü insan değerlerinde bulunan aynı değerlerle, dolayısıyla güneş sisteminde bulunan değerlerle orantılı olarak düşünüldüğü açıktır.

Siklüs konusunda çağımızda gerektiği kadar araştırma yapılmamaktadır. Bu konuda Dewey ve Mandino’nin yazmış oldukları bir kitaptan bir metin şöyle yazar: “Dünyamız inanılmaz bir hızla uzayda Herkül takım yıldızları ve Lydra takım yıldızları arasındaki bir boşluğa doğru hareket eden sarı bir yıldızın etrafında tutsak bulunmaktadır.

“Bizi güneşe bağlayan çekim gücü A.B.D. kadar kalın bir çelik kabloyu koparacak gücündedir ve güneşle aramızdaki mesafenin 93 milyon mil olmasına rağmen, tamamen onun gücünün altındayız.

“Siz bu cümleyi okurken, bu yanan gaz topu ile uyumunuzu korumak için o kadar hızlı hareket ediyorsunuz ki, bunu hayal etmeniz olanak dışıdır.

“İlk başta, dünyanız yıldızlara kıyasla 23 saat, 56 dakika ve 4.09 saniyede dönmektedir. Bir devri tamlamak için dünya ekvatorda saatte 1000 mile hareket etmektedir.

“Dünyamız aynı zamanda güneş etrafında 365.242 günlük bir siklüsle döner. Böyle bir dönmeye yapabilmek için dünya 66.000 mil/saate hareket eder.

“Güneşimiz, bizimle ve dünyanın dışında sekiz gezegen ve bir sürü ayla birlikte galaksimiz Samanyolu etrafında 230 milyon yılda bir dönmektedir. Bunu yapabilmek için 481.000 mil/saat hareket eder.

“Son olarak, bizim samanyolu bir super-galaksiler kümesi etrafında 1.350.000 mil/saatte hareket etmektedir. O halde, saatte 1.000 mil hareket eden bir top üzerinde saçlarımız bile karışmadan dönmekteyiz. O top saate 66.000 millik bir hızla galaksinin etrafında 481.000 mil/saatte hareket eden bir yıldız etrafında dönmektedir. Galaksi’de 1.350.000 mil/saatte bir süper galaksiler kümesi etrafında dönmektedir. Bütün bunlar o kadar dakik siklüsler düzeni içerisinde cereyan ediyor ki, bundan binlerce yıl sonra evrendeki konumuzu şimdiden saptamak mümkündür (19).”

O halde bir taraftan çok büyük siklüslerin bulunduğu ve diğer taraftan çok küçük siklüslerin bulunduğu bir evrende insan yaşamı nispeten ılımlı siklüslere tabi olduğu gibi, çok daha büyük ve küçük siklüslere bağlantılıdır ve yaşamı ile direkt bağı olan siklüsler de bu yelpazede ortalarda bir yeri işgal etmektedir.

“Kadimler zamanı sonu gelmeyen siklüslere bölerlerdi. Çark içinde çarklar. Ve her söz konusu devinimin de kozmik, dünyevi, fiziksel veya metafizik bir olayının başını veya sonunu işaret eden farklı süreleri vardı.”

H.P. Blavatsky, Theosophical Glossary

Kalaçakra

Kalaçakra, Sanskritçe’de zaman siklüslerine verilen addır (kala = zaman, çakra = çark, daire). Uzun süre Uzak-Doğu’da bulunan Andrew Tomas bu konuda şöyle diyor: “Kanjour ve Tanjour adlı Tibet kutsal kitapları Şambala (Orta Asya’da efsanevi ve gizli bir ruhsal şehir, dünyanın ruhsal merkezi) el yazmalarından metinler içerdiği iddia edilir… Bu Tibetli kutsal kitaplar aynı zamanda sadece inisiye edilmiş Lama’ların (Tibet Budist rahipleri) anlayabileceği sembol ve mecazlara örtülü olarak Kalaçakra biliminden söz edilir. Tibet Budizmi’nde inanılır ki Kalaçakra bilgisi Bodişatvaların gizli alemine idrak kapısını açar. Bodişatvalar dünyadaki evrimlerini tamamlayıp insanlara yardım eden yüksek varlıklardır” (20).

Siklüsler konusunda bu bölümde tam kapsamlı bilgi vermek mümkün olmadı. Şüphesiz bu ilimi araştırmak, öğrenmek ve mevcut kaynaklardan sentez kurmak bir ömür gerekir. Blavatsky’nin eserlerinde oldukça karmaşık kozmik siklüsler verilmektedir. Astronomi, fizik, biyoloji bilimlerin her birinde çeşitli siklüsler vardır. Bu konularda araştırmalar yapılmış, değerli kitaplar yazılmıştır. Aşağıdaki tabloda siklüsleri birbirine ilişkili olarak göstermeye çalıştık:

1) Kadimler nefesin alıp verilişine kozmik anlam verirlerdi. Nefesin alışı pozitif, verilişi negatif bir devre tamamlar. Bazı Hint Tantrik eserler insanın bir günde alması gereken nefes adetini 2160 olarak verirler, ancak bu durumda insanın nefesin 40 saniyelik bir süreye çıkarması gerekir, ki bunun farklı bir bilgi düzeyi içerdiğini gösterir. Bizim nefes alış verişimizin hücrelere karşı etkisi, bize kıyasla aynı gündüz ve geceye bedel olmalıdır. Hücrelerin barındığı atomlar içinde bir yıla tekabül ettiği denilebilir.

2) İnsan sisteminden dünya sistemine çıktığımızda. Bir gün ve gece (24 saat, 86,400 saniye) de dünya seviyesinde nefes alıp vermeye bedel olmalıdır. Gündüz dünya güneşten ışık ve ısı alır, gecede onları verir. İnsan açısından bu siklüs uyanık ve uyku sürecinin tamamlanmasıdır. Hücre içinse, yaz ve kış devrelerini tamamlayan yıla bedel olmalıdır.

3) Bir yıl (360 Sümer günü, 31,104,000 Sümer saniyesi). Dünya açısından bir güne bedel olmalıdır. Nasıl biz bir günde dünyanın etrafında dönüyorsak. Dünya da bir yılda güneşin etrafında dönüyor.

4) 7 yıllık dönemde insan yaşamında belirli değişimler geçirmektedir ve evrelere girmektedir. İnsan bedeninde bütün hücreler yedi yılda bir yenilenir. Dolayısıyla onu bir hücre ömrü olarak kabul edebiliriz.

5) Bir Ömür (72 yıl, 25,920 Sümer günü). 25,920 yıllık Büyük Yılında bir derece ilerlemesine eşittir. Ömür sonu hücre açısından kıyamet günüdür, çünkü bütün hücreler birlikte ölmektedir. Reenkarnasyon doktrininde bir ömür ruhun gündüzüdür, ölüm hali ve öte alem gecesi ve yenden doğumu yeni bir günün başlangıcıdır.

6) Bir Büyük Ay (2160 yıl, 25920 ay)

7) Bir Büyük Yıl (25,920 yıl, 311,040 ay). Dünya açısından bir yıla tekabül eder, çünkü bu devrede dünya sabit yıldızlara göre tam bir dönüş yapar.

Kaynakça

(1) Indian Myth and Legend, Donald A. MacKenzie, Gresham, London, 1922

(2) The Bhagavad Gita As It Is, Swami Prabhupada, Bhaktivedanta, New York, 1972 18:16-26

(3) The Theosophical Glossary, H.P. Blavatsky, The Theosophical Co. 1892, 1972

(4) The Secret Doctrine, H.P. Blavatsky, Theosophical University Press, 1888, 1963

(5) Rubailer, Ömer Hayyam, çev. Abdülbaki Gölpınarlı, Remzi Kitabevi. 1953. sayfa 114, no. 285, sayfa 115, no. 288

(6) Mitoloji Sözlüğü, Azra Erhat, Remzi Kitabevi, 1978

(7) Myth and reality, Mircea Eliade, Harper & Row, New York, 1963, 1975

(8) The Story of Chaldea, Zenaide A. Ragazin, Putnam0s Sons, New York, 1889

(9) Oriental Mythology, Joseph Campell, Penquin Books, 1962, 1982

(10) The Moon Year, Bredon, Mitrophanon, Kelly and Walsh, 1927, Shanghai

(11) Ancient Europe is Older than We Think, Colin Renfrew, Sç. D., National Geographical Magazine, Nov. 1977

(12) Makaleler ve İncelemeler, Dri Phil. Hamit Zubeyir Koşay, Ayyıldız Mat. Ankara 1974.

(13) Stonehenge Decoded, Gerald S. Hawkins, Fontana, 1965, 1979

(14) The Druids, Stuart Pigegott, Penquin, London 1968

(15) How soon will we Measure in Metric, Kenneth F. Weaver, National Geographic Magazine, Aug 1977

(16) The City of Revelation, John Mitchell, Abacus, 1972

(17) Of Matter Great and Small, Isaac Asimov, Ace Books, 1973, New York

(18) The Tantric Way, Ajit Mookerajee, Madhu Khanna, Thames and Hudson, 1977

(19) Cycles, the Mysterious Forces that Trigger Events, Dewey ve Mandino, Manor Books, New York, 1973

(20) Shambhala: Oasis of Light, Andrew Tomas, Sphere, London, 1977

(21) Kemal Menemencioğlu
Copyright © 2000 hermetics.org

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir